[confirmation]ISERER Global tarafından sunulan NLP Kursumuza üye olduğunuz için teşekkür ederiz. Bu mini kurs ile NLP ile ilgili temel bilgilere ulaşacak ve kişisel gelişim yolunda yolunuzu bir nebze daha aydınlatacaksınız.[/confirmation]

[info] NLP eğitimimizde konular 6 hafta boyunca e-posta adresinize gönderilecektir. Bu kursları takip etmeniz ve kursumuzu tamamlamanız kişisel gelişiminiz için çok önemlidir. İstediğiniz zaman size gelen e-postaların altında yer alan “Üyelikten Çıkmak İstiyorum” linkini tıklayarak üyelikten ayrılabilirsiniz.[/info]

[warning]Önemli Hatırlatma! Eğer Bu kursa üye değilseniz kursa tam ve ücretsiz olarak kayıt olmak için Lütfen Tıklayınız.[/warning]

[error]Bu eğitimin sponsoru Liderlik Okulu’nun örgün eğitimlerine ulaşmak için tıklayınız.[/error]

[gs_8a]

NLP Eğitimi 6. Hafta

Merhaba Ben Ayten Tekeci

Herhangi bir eşyayı seçin… Bir vazo, kalem, kitap,telefon, el feneri, gözlük vs olabilir… Şimdi bu eşyanıza dikkatle bakın… Bilinçli bir şekilde düşünmeyi bir kenara bırakın ve sizin için ne anlam ifade ettiğini düşünmeye başlayın… Sonra bu eşyayı aynı şekilde başka arkadaşlarınıza da sorun… Cevaplarını not alın lütfen. Aldığınız cevaplar sizi şaşırtabilir, güldürebilir ve düşündürebilir… Hiç öyle düşünmemiştim, dedirtebilir…

Uygulama sonucunda göreceksiniz ki aynı obje birini mutlu ederken, diğerini mutsuz edebilir. Ya da bir korku durumuna sokabilir.

İnsanlar dünyayı beş duyu sitemi ile algılar, anlamlandırır, şekillendirir. Siz görmediğiniz , duymadığınız, koklamadınız ,tatmadığınız ya da hissetmediğiniz bir şey hakkında yorum yapamazsınız. Önce onu beyne tanımlamanız gerekir. İşte bizler bu tanımlamayı yaparken bu beş duyu organımızı aynı oranda kullanmayız. Anlamlandırma sürecinde önyargılarımız ve korkularımız ya da sevinçlerimiz aynı oranda işleme dahil oluyor… O yüzden de aynı şeylerden başka anlamlar yaratabiliriz. Her beyin benzersiz bir şekilde çalışır. Kendimiz için önemli ve ilginç gelen şeyleri beyin sinir bağlantıları kuvvetlendirerek işleme alır. Önemsiz bulduklarımızdaki bağlantılar oldukça zayıftır.

Olaylar karşısında bizim algıladığımız kendi gerçekliğimizi oluşturur. Yani bizim haritamızı meydana getirir. Peki bu haritanın doğru mu yanlış mı, gibi soru sormasının ne gereksiz olduğunu fark etmişsinizdir. Önemli olan da bu değildir zaten. Ortada var olan bir şey vardır ki o da bu haritanın gerçekliğidir. Bizim doğrumuz olduğudur. Bütün bu kısımları atlattıktan sonra algıladığımız şeyi geçmiş deneyimlerimizle harmanlayarak yeni bir anlam oluşturur ve artık eyleme yani davranışa dönüştürürüz.

Bazen şöyle sözler duyarız… Bir de benim baktığım yerden bak, benim gözlüğümden bak, benim gibi düşün. Sen benim çektiğim acıları çekmedin. Tabi o kadar laf sana söylenmedi… Tabi sen rezil olmadın… Tabi çaresiz kalan sen değilsin… Aslında mesajlar bize geliyor. Bu durumda olan bir kişiye ‘yanlış düşünüyorsun’ demek ne kadar yararlı olur bir düşünün… O kişi için bir gerçek vardır… O da hayatının berbat olduğu üstelik o an hayatının sadece yaşadığı o olaydan ibaret olduğunu düşünüyor olmasıdır… İşte bu noktada daha önce de bahsettiğim uyum sağlamak konusu en çok dikkat etmemiz gereken bir durum… Önce bu kişi ile uyum sağlamak ve onun gibi düşünmeye çalışmak zorundasınız..

Bizler başımıza gelen olayları kendi haritalarımızı kullanarak yorumlarız. Yorumlarken farkına bile varmayız… Biz de kayıtlı olan doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü kullanır; kendi haritalarımızı oluşturmaya devam ederiz… Aynı olayı gören 3 kişiyi konuştursanız herkes olayı kendi yol haritasını izleyerek yorumlayıp anlatacaktır. Kendisi için önemli gördüğü yerleri vurgulayarak anlatır. Olayı anlatmaya başlamak için ağzımızı açtığımız andan itibaren kendimizi tanımlamaya başlarız. Kısacası biz dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.

Bunu özellikle haber kanallarında, tartışma programlarında fark edebilirsiniz. Var olan bir tek gerçek vardır… Bu gerçek 3 ayrı kişi tarafından başka başka yönleri ile sunulmaktadır. Ya da tartışma programlarında kişilerin sorduğu sorulara dikkat edin…

1. Kaza sabah saatlerinde gün aydınlanırken 05.00 sularında gerçekleşmiştir. Yoldaki izlere bakıldığında 100 km nin üzerinde bir hızla ilerleyen araç, kontrolünü kaybederek takla atmıştır. 2 Kişinin öldüğü kazada birçok da yaralı vardır.

2. Kaza yerine ulaştığımızdaki manzara içler acısı durumda… Her yer kan içinde… Yaralılar kendi durumlarını bırakmış ölen yakınlarına feryat etmekteler. Gerçekten yürek dayanacak gibi değil…

3. Kaza Ankara’ya 50 km yakında İstanbul yolu üzerinde gerçekleşmiştir. Şehre uzaklığı nedeniyle sağlık ekiplerinin gelmesi biraz zaman almıştır. Bu da yaralılar ve yardıma gelen vatandaşlar arasında tedirginliğe sebep olmaktadır.
Bu üç kazada olayın başka yönlerden anlatıldığını fark etmişsinizdir… Ortada bir olay vardır… Ama anlatılan birçok şey vardır.

Burada aklınıza şöyle bir soru gelebilir… Gerçekler yok mudur o zaman?

Elbette vardır. Burada çok ince ve bizim hayatımızı şekillendiren bir ayrıntı vardır. Gerçek olan şey bir tanedir… Birden fazla olan; bu olaya yüklenilen anlamlardır. Gerçekler anlamlandırmadan, ayrı tutulduğunda hiçbir anlam ifade etmezler.

Zihninizi sürekli kurcalayan bir sorun varsa… Kendinize şu soruyu sorun… Ben tüm bunları düşünmeseydim nasıl bir insan olurdum? Tüm bunlar gerçek mi? Yoksa benim anlamlarımdan ibaret mi?

Görüş ayrılıklarını fazlaca yaşadığınız bir kişiyi düşünmenizi istiyorum şimdi. En fazla hangi noktada ayrı düşüyorsunuz.? Karşınızdaki kişinin en fazla üzerinde durduğu konu ne? Bu konuyu ifade ederken kullandığı kelimelere odaklanın. Bu kelimeler tesadüfen seçilmiş kelimeler değil. Size kendisine ulaşabilmeniz için tarif edilen yol haritasıdır aslında. O kişiye, kullandığı bu kelimelerin anlamlarını çözerek ulaşabilirsiniz.

Anlaşmazlıkların ortaya çıkması ¨bir konu hakkında, neden benim gibi düşünmüyor, benim gibi hissetmiyorsun¨ gibi bir düşünceden başka bir şey değildir. Suçlamayı bıraktığımız anda aslında büyü bozulacak… Suçlama haklı haksız kavramını da beraberinde getirir… Peki soru şu ¨Haklı mı olmak istersiniz, mutlu mu?¨ Ya da diyelim ki bir olayda haklılığınızı kabul ettirdiniz…Kendinize dönün ve şunu sorun ¨Şimdi mutlu muyum?

NLP ‘ nin bu varsayımını tam olarak anlamanız ve içselleştirmenizi istiyorum. Çünkü bu varsayımı hayatınıza tam olarak aldığınız sürece iyi bir NLP uygulayıcısı olacaksınız. Bilgi hayatımıza her şekilde alınabilir. Önemli olan bu bilgileri hayata geçirebilmektir. Uygulamak için ilk adım ise değişime kendimizden başlamaktır. Kendi dünya haritanızı fark etmekle işe başlayabilirsiniz. Birçok kişi kendi değerlerini, önyargılarını, korkularını, önceliklerini, inançlarını, yapabileceklerini ya da yapamayacaklarını, kararlarını neye göre verdiğini, bildiğini zanneder ama çoğu farketmeden yaşar. Hangi rengi seviyorsunuz? Neden seviyorsunuz? Arkadaşlık yapacağınız kişide hangi özellikleri ararsınız? Bu özelliklerin sizin için nasıl bir önemi var? Tatil dendiğinde sizin zihin haritanızda neler oluşuyor? Bu tür soruları cevaplarken başkalarına da sorun… Anlamaya çalışın…

Aslında biz bu bilgileri biliyoruz… Her insanın aynı düşünmesi mümkün değil… İnsanlar farklı farklı düşünebilir ve saygı duymak gerekir diyenler olabilir… Peki bu bilginin gerçekliğini herkes kabul ediyor ise bu dünyanın geldiği durum nedir? Her farklı görüşe saygı duyabiliyor musunuz? Bu bilgiyi gerçekten hayata geçirmiş olan bir toplumda birbirine saygı duyan, sakin, anlayışlı insanlar olması gerekmez mi? İşte amacımız bunu herkese bulaştırmak… Sadece sevginin olduğu bir toplum yaratmak… O yüzden de eğitim uygulamalarla devam etmektedir.

En çok çatışma halinde olduğunuz kim var hayatınızda? Hangi konuda çatışıyorsunuz? Bu kendiniz bile olabilir arkadaşlar..

Kendinizin ve insanların sık sık kullandığı cümlelere ve kelimeler dikkat edin.Çünkü bu haritalar her ne kadar doğru yanlış iyi kötü diye sınıflandıramasak da yararlı mı zararlı mı diyerek konumlandırabiliriz. Yani haritalarınız işlevsel mi, hayatınızı kolaylaştırıyor mu, yoksa size köstek mi oluyor?  Her ne ise hiç sorun değil… En sevdiğim tarafı bu haritaların değişebilir, silinebilir ve yenilerinin öğrenilebilir olmasıdır. Bir kişi sabahları enerjik ve güler yüzle kalkıyorsa bu o kişiye özgübir özellik değil onun zihin haritasının ürettiği bir sonuçtur.

Eğer olumsuzluğu kendinize bir yol edinmişseniz zihninizin bu yoldan gide gele, gide gele o yolu pekiştirmiştir. Bir patika yol olarak düşünün, buradaki toprak artık gevşek değil iyice sıkılaşmış ve taşlaşmıştır. Bir olay yaşadığınızda kullanacağınız bir tek yol vardır… Tabi ki olayın en olumsuz tarafından bakarak. Çünkü beyinde başka bir patika yol yoktur… Yani alternatif yoktur. Eğer ikinci bir yol varsa ne oluyor peki? Hangi yol daha baskınsa orayı kullanıyoruz.

Eğer sürekli olumsuz ve karamsarlıkla dolu bir yaşam yolunuz varsa bu yolu hayatınız boyunca kullanmak zorunda değilsiniz. Yeni bir patika yol açmak size bağlı. Tıpkı sabah ne giyeceğinize karar verdiğiniz gibi hangi yolu kullanacağınıza da siz karar verebilirsiniz… Bunun her zaman kolay olmadığını söyleyenleri duyar gibiyim. Böyle bir durumda yaptığınız her ne ise ,işinize yarıyorsa yapmaya zaten devam edin… Ama işinize yaramıyorsa ve siz yapmaya devam ediyorsanız kendiniz için var olan başka bir seçeneği görmezden gelerek kendinizi bu duruma mahkum ediyorsunuz demektir.

Şimdi basit bir olayı kendi haritalarına göre analiz eden kişilerin yarattığı durumla ilgili biraz tebessüm edelim. Ne dersiniz?

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı:

-Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.

Fizikçi:

-Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.

Jeolog:

-Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.

Matematikçi:

-Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.

Antropolog:

– Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.

Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir:

– Boru yetmedi!!!!!!

Olay aslında bu kadar basit..

Şimdi biraz beyin fırtınası yapmaya ne dersiniz? Kendinizle ilgili belki de farkında olmadığınız bir çok özelliği keşfetme fırsatı olabilir. Hayatın gerçek amacı, bilgi değil eylemdir…! Şimdi eyleme geçme zamanı… Geribildirimlerinizi heyecanla bekliyor olacağım.

Kendi haritalarımıza bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? Çok klasik bir söz ama gerçeğin tam da kendisini anlatan bir söz var… Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız değişime kendinizden başlayın…

Değişim zor mudur? Yoksa kolay mıdır? Bu soru üzerinde lütfen düşünün. Birçoğunuzun ¨tabi ki çok zor… Kolay olsa zaten bunu yapardık¨ dediğini duyar gibiyim. Değişim çok kolay arkadaşlar… Zor olan değişmeye karar vermektir. Hayatınızda yaşadığınız kararsızlıkları hatırlayın… Ne kadar zor ve bitmeyecek bir ızdırap gibi gelmiştir karar süreçleri… Peki ya karar verdikten sonraki halinizi hatırlayın, harekete ne de çabuk geçtiniz ve o gözünüzde dağ gibi görünen sorunu nasıl da çözüverdiniz.

Değişim zordur!

Çünkü o güne kadar devam ettirdiğimiz alışkanlıklarımız vardır. Onlardan vazgeçmek zor gelir. Zaten vazgeçsek de yerine neyi koyacağımızı bilemeyiz. Hadi yerine koyacak bir şey bulduk diyelim… Ona alışma süresi zor gelecektir.

Değişim zordur!

Çünkü aslında tembel biriyizdir. Tembelliğimizi en iyi maskeleyen de hali hazırda bulunan durumdur. Zaten olan budur… Daha fazlası yoktur… Olduğu kadar olmadığı kaderdir aslında. Neden yaptın? Cevabı kader… Neden yapmadın? Bunun da cevabı kader… Acaba her şey kaderse bizim dünyadaki rolümüz nedir? Böylesine muhteşem işleyen bir sistemin içinde böyle bir ayrıntının unutulmuş olması mümkün müdür sizce?

Hayatınızda ters giden bir durum için işyerinizi suçluyorsanız en kolayı orayı suçlamaya devam etmektir. Bu geçici bir rahatlık sağlasa da bu durum için iç huzuru asla yakalayamayacaksınız anlamına da gelir.

Evet değişim zordur aslında!

Çünkü değişimin getireceği bir bilinmezlik vardır. Şu an mevcut duruma ve sorunlara artık alışmışızdır… Üstelik bize eski şiddeti kadar acı da vermiyordur. Hatta bu sorunlarla nasıl baş edeceğimizi aşağı yukarı ağzımızdan burnumuzdan gele gele öğrenmişizdir… O zaman değişime gerek yoktur. Acılarımızı artık seviyoruzdur.

Burada göz ardı edilen çok ince bir nokta vardır. Değişirsem bu bana neye mal olur?, diye düşünürken, değişmezsem bu durum bana neye patlar… sorusunu sormayı unutuveririz… Daha doğrusu aklımıza gelmez… Hayat okulunda daha oraya çalışmamışızdır çünkü.

Değişim aslında çok kolaydır…

Çünkü hayatımızda tam da dibe vurmuşuzdur… Belki illet bir hastalığa yakalanmış, hayat anlamını yitirmiş, belki işten atılmış, belki sevdiklerimizi kaybetmişizdir … Ya da öylesine hırsla çalışıyoruzdur ki hala istediğimiz yerde değilizdir… Her an isyan bayrağı hazırda bekliyordur… Yani artık bundan sonra yaşayacaklarımız bu kadar acı veremez diye düşündüğümüz bir tünele girmişizdir. Veee… Değişim bu andan itibaren öyle kolaydır ki… Asla yapmam dediklerimizi yapmaya, ısrarla yaparım dediklerimizi yapmamaya başlarız. Çok aksi, anlaşılmaz bir insan iken yaşadığı bir hastalıkla dünya iyisi olmuş birileri sizin de etrafınızda vardır… Tabi tam tersine de rastlamak mümkün… Başımıza gelen o olaydan sonra değişen biz ya da hayat değil… Sadece hayata yüklediğimiz anlamdır.

Önce dünyaya gelirsin… Anlamaya çalışırsın her şeyi… Sana öğretmeye çalışırlar… Daha kendileri öğrenememiş iken hayatı…Onlara anne dersin, baba dersin…

Doğrular vardır… Yanlışlar da… İyi vardır, bir de kötü… Kafan karışır… Birisinin doğru dediğine bir başkası yanlış demiştir… Ne doğrusu, ne yanlışı… Artık bir karar verin dersin… Anlamaya çalışan gözler hala masumdur… Hala bir ışıkla bakar… Hala yaşama sevinci vardır…  Saklandığında bulacaklar diye hala heyecanlısındır…!!!

Ta ki artık saklandığın yerden çıkmak sana heyecan vermeyene kadar….Vee hiç çıkmamacasına orada kalırsın…!!!

Mevlana ‘mızın da bir diyeceği olmuştur elbet… değişim ile ilgili…

Ne güzel şeydir, her gün bir yerde konaklamak,
Akarsu, donma korkusundan, elbette uzak!
Dün geçti, dünün sözü de dünle geçip gitti,
Bugün, yepyeni bir söz söylemeli muhakkak!

İnsanları değiştiren acıdan daha güçlü bir neden yokmuş insan hayatında…Burada acıları hayatımızı kahredecek bir neden olarak da görebilir ya da bir daha bu kadar aciz ve çaresiz duruma düşmeyeceğim diye fırsata da çevirebiliriz.

Haritalarımız yani dünyayı algılayışımız farklı yetişme şartlarımız, farklı inançlarımız, farklı değerlerimize dayalı olarak farklı farklıdır. Herkesin çocukluğunda itibaren bu harita çizilmeye başlar .

Psikolojik akımlardan Empirizm (Deneycilik) in öncülerinden ;

J. Locke ‘in bu konu ile ortaya attığı görüşüne katılan ve katılmayan bilim adamları vardır.. İnsan zihni doğuştan boş bir levhadır…der..Çocuğun hayatında rol alan herkes bu levhaya bir çizik atar ve o çocuğun haritasını oluşturmada etkili olur.

Kitap okumayı çocukta alışkanlık haline getirmeye çalışan bir baba için bu çocuğun zihin haritasında oluşabilecek 2 ayrı olayı inceleyim.

Birincisi babası çocuk kitap okumadığında kızdığını ve bunun için zorladığını düşünelim. Sözlü ve sözsüz şiddet gören bir çok çocuk var bu dünyada…Çocuk kitap okur belki ama babanın baskısı olduğu sürece okur…Hatta kitap = sıkıntı -üzüntü-dayak diye de beyninde kodlayabilir.

İkincisinde ise çocuğu babası karşısına alır ve neden kitap okuması gerektiğini anlatır…Üstelik kendisi de okuyarak örnek olur.

Peki bunu iki ayrı çocuk olarak düşünelim… Her iki durumda da baba yaptırmak istediği davranışı çocuğa yaptırmıştır. Ama bu durum her iki çocukta da aynı şekilde mi zihnine kayıt altına alınmıştır?

Birinci çocukta belki de eğer okumazsa babanın kızacağı ve babanın baskısı var olduğu sürece gerçekleşecek bir durum iken , ikinci çocukta kitabın hayatının her alanında fayda sağlayacağı için yapılması gerekli bir davranış olarak haritasında yer almıştır.

İşte bizler bu kayıtların nasıl oluştuğunu yetişkin bir insan olduğumuzda hatırlamaz ve aynı davranışları sürdürmeye devam ederiz. Bu kayıtların bazıları bizim için yararlı iken bazıları da hayatımızı gerçekten olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Mutlu olmanız, diğer kurslarımızda görüşmek dileğiyle…

Ayten Tekeci
Liderlik Okulu NLP Trainer

Not: Bu arada bu eğitimin katılım belgesini almak isteyenler detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Örgün Liderlik ve Yöneticilik Diploma Programı için Buradan Bilgi Alabilirsiniz.

Liderlik Okulu Facebook Sayfası | Erkut Ergenç Facebook Sayfası | Erkut Ergenç Twitter Hesabı
Yaprak Ezel Apaydın Twitter Hesabı
[/gs_8a]

[gs_4z]

[sidebar id=”sidebar-01″]